Körfez
Körfez filmi İzmir’de geçmektedir. Selim adlı karakter İstanbul’dan İzmir’e gelir ve ailesinin yanına yerleşir. İzmir körfezinde yangının başlaması ve ardından oluşan koku nedeniyle, Selim’in ailesiyle birlikte şehrin büyük bir kısmı şehri terk eder. Selim, askerlikten arkadaşı olan fakat hatırlamadığı Cihan’la beraber şehrin uzak bölgelerinde kurulmuş derme çatma yapılarda yaşamaya başlar. Birçok kişinin şehri terk etmesinin ardından şehirde kalanlar bir araya gelir.
Körfez filmi, Selim karakteri üzerinden sınıfsal farklara ve mülkiyet kavramına değinmektedir. Karakterin dönüşümünü sınıf problemi çerçevesinden işler. Bu bağlamda, ortaya sosyolojik çıkarımlar koymaktadır. Bunu yaparken anlam yaratmak adına birçok göstergeden yararlanmaktadır. Genel olarak sembolik bir anlatı yapısı vardır.
Selim karakteri boşanmış, İstanbul’da çalıştığı şirketinden ayrılıp daha küçük bir şehir olan İzmir’e, ailesinin yanına taşınmıştır. Konuşmayı sevmeyen, eylemsizlik içinde bir karakterdir. Orta sınıf bir ailede yetişmiş, orta sınıf pratiklerine sahiptir. Genellikle orta sınıfı tanımlarken sıkça başvurulan stereotipleme olan tükenmişlik sendromu yaşar.
Açılış sahnesinde, İstanbul’dan İzmir’e gelen Selim, otobüste uyumaktadır. Selim’in İstanbul’daki hayatı bitmiştir. Mola anonsuyla uyanır ve İzmir hayatı başlar. Bu, Selim için yeniden doğuştur. “Gelecek elinizde” der fal makinesi. Selim’in yeniden doğuşunda gelecek elindedir. Fal makinesinin yan anlamıyla yaratılan bu anlamlandırma ile Selim’in kendi tercihleriyle kurtuluşu bulacağının işareti verilmektedir. Aynı sahnede fal baktıran yaşlı kadın ise gelecek umuduna herkesin sahip olduğunun göstergesidir. Bu göstergeyi, yaşlı kadını filmin son sahnesinde de göstererek pekiştirmiş olur.
Selim’in ailesi bir orta sınıf temsilidir. Haciz problemleri nedeniyle anne ve babası, kâğıt üstünde boşanmışlardır. Babası borçları nedeniyle dışarı çıkamaz, buna rağmen evlerinde hizmetçi vardır. Annesi, işçi sınıfı için büyük sayılabilecek paralara, arkadaşlarıyla kumar oynar. Necati karakterinin işçiler hakkında söyledikleriyle işçi sınıfına karşı beslediği önyargısı ve körfezdeki yangın sırasında söyledikleri ailenin genel olarak sınıfsal konumunu ortaya koymaktadır.
Ailenin mülklerini kaybetmemek adına kâğıt üstünde boşanması, babanın borçları nedeniyle dışarı çıkamaması durumuyla, mülkiyetin insanlar üstünde yarattığı baskı anlatılmaktadır. Selim’in, bahçedeki eşyalarını incelediği sahnede havlayan köpek ise Selim’in temsilidir. Köpek, tasmasından dolayı özgür değildir. Selim’in de tasması mülküdür, o da özgür değildir. Selim’in alışveriş merkezinde karşılaştığı kaplumbağa ise mülkiyetsizliğin metaforudur. Kaplumbağa evini sırtında taşır, onu bir yere bağlayan mülkiyeti yoktur. Bu nedenle özgürdür. Selim’in, eşyalarını yakmaya duvar tasarımlı defterle başlamasıyla, mülkiyet, özgürlüğü kısıtlayan bir duvar olarak betimlenmektedir. Selim, bu duvarı aşarak özgürlüğüne kavuşur. Eşyalarının yanışını gülerek izlemesi ise kavuştuğu özgürlük karşısında yaşadığı mutluluğun somutlaştırılmış halidir.
Karşılaşılan işçi sınıfı temsilleriyle orta sınıfa zıtlık yaratılmaktadır. Kereste işçilerinin kontrol sahnesiyle işçi sınıfı görünür olur. Ailenin kahvaltı sahnesinde evin hizmetçisi Şükran karakteri; Selim ve arkadaşlarının restoran sahnesindeki garson; Selim’in Cihan’la telefonda konuştuğu sırada yoldan geçen aracın dorsesindeki çocuk ve tarım işçisi ailesi, kameranın takip ettiği karakterlerdir. Bu sahnelerde görüntü, işçileri kaydederken ses, orta sınıfı kaydeder. Yaratılan görüntü-ses zıtlığı ile işçi sınıfı-orta sınıf çatışması kurulmaktadır. Selim’in vapurda gözleri kapalı bir şekilde yolculuk ettiği esnada yanına gelen ve ona bir şeyler söyleyen Suriyeli çocuğu anlamaması ise küresel anlamda bir problem olan mülteci sorununa dikkat çeker. Selim, Suriyeli çocuğa para uzatır fakat çocuk parayla ilgilenmez, ona ısrarla bir şeyler anlatmaya çalışır. Film, mülteci sorununu yıllardır anlayamayan dünyayı, Selim karakterine benzeterek eleştirmektedir.
Cihan karakteri, orta sınıf pratiklerinden uzak, alışveriş merkezlerinde çalışan işçi sınıfı temsilidir. Selim’in yol göstericisidir. Selim ile karşılaştığı ilk andan itibaren neşeli tavırlarıyla dikkat çeker. Selim’in durgun, mutsuz haline karşın Cihan enerjik ve mutlu görünür. Cihan’la vakit geçirmeye başlayan Selim, git gide daha mutlu, neşeli hale gelir. Cihan karakteri, Selim’in dönüm noktası olmuştur. Selim, mülkiyetinden Cihan sayesinde kurtulur. Cihan, onu zincirlerinden kurtaran, hayata döndüren akıl hocasıdır. Filmde Cihan’ın kurtarıcı rolü somutlaştırılarak da verilir: Selim’i saplandığı bataklıktan kurtarır. Bataklık, Selim’in içinde bulunduğu orta sınıf kaygılarını barındıran psikolojik durumunun metaforudur. Cihan’ın, Selim’i bu bataklıktan kurtarması ise Selim’in bulunduğu psikolojiden arınmasında bilinçlendirici rolü olduğunun somut halidir. Cihan’ın, Selim tarafından hatırlanmaması, Selim’in yakınları tarafından dikkat çekmemesi, askerlik fotoğraflarında bulunmaması durumları, onun somut dünyada yer almayıp Selim’in zihninde yarattığı veya metafizik çerçevede Selim’e yol gösteren bir karakter olarak yaratıldığı okuması yapmak da verilen örnekler çerçevesinde mümkündür.
Körfezdeki yangın, başlayacak olan toplumsal değişimlerin, karakter dönüşümlerinin kıvılcımıdır. Yangın haberinin ardından yangının bir gösteri gibi seyredilmeye gidilmesi, yangının sebepleri ve buna bağlı olarak üretilen fikirler toplumsal paranoyayı işaret etmektedir. Film, devlet kurumuna olan güvenin seviyesini ve halkın, devlet hakkında olan düşünceleriyle ortaya koymaktadır. Annenin dejavu hissinin ardından, Selim’e de Çeşme’deki orman yangınını hatırlatması, yangının bilerek çıkarıldığı düşüncesini pekiştirir. Çıkar kaygılarıyla başlatılan orman yangınları, toplumsal hafızada barındığı için böyle bir benzetmeye başvurulduğu düşünülebilir.
Film, orta sınıfın samimiyetsiz ve çıkara dayalı ilişkilerini, mutsuzluğun kaynağı olarak gösterir. Anne ve babanın mülk sorunu nedeniyle kâğıt üstünde boşanması; annenin, Selim’i evden uzaklaştırma çabası; Pınar ve Selim’in yaşadığı ilişki gibi örnekler yapmacık ve çıkara dayalı ilişkilerdendir
Koku, yangınla başlayan değişimi, hızlandıran bir öğedir. Aynı zamanda çıkara dayalı ilişkiler kuran orta sınıfı şehirden uzaklaştıracak bir metafordur. Yan anlam olarak yaratılan Selim’in kusma eylemi, onun orta sınıf pratiklerinden arınmasının ve başlayan dönüşümünün hızlanmasının göstergesidir. Selim’in maske takmayı reddetmesi onun değişiminin, artık orta sınıf pratiklerine sahip olmayan bir bireye dönüşümünün temsilidir. Orta sınıfa mensup olanların kokuyu daha yoğun hissetmesi ve hatta gaz maskesi takmaları ise kokunun onlar için gitgide daha dayanılmaz hale geldiğini vurgular. Selim’in, annesinin gaz maskesi taktığını görerek abarttığını belirtmesi ve kendisinin kokuyu almadığını söylemesinin ardından anne, “kendi kokundan almıyorsundur” diyerek Selim’in dönüşüm yaşadığını tekrarlar. Kokunun, orta sınıfı rahatsız etmesinin ardından Selim’in ailesi ve Pınar karakteri de dahil olmak üzere orta sınıf şehri terk eder. Orta sınıftan arınan şehir, işçi sınıfının ortak yaşam alanı haline gelmiştir. Evin hizmetçisi olan Şükran adlı karakter, üstünde orta sınıf baskısı olmadan uyur. Selim’in ailesinin evi kereste işçileri ve aileleri tarafından paylaşılır. Alışveriş merkezindeki dükkanlar kapanmış, vitrindeki kaplumbağa vitrinden çıkmış ve özgürleşmiştir. Balçık, evlere sızmış; doğa, insanın kültürlediği alanı ele geçirmeye başlamıştır. Ekranda, non-diegetic olarak görünen günler, filmin ilk bölümünde ağır ağır akarken dönüşümün başlamasıyla hızlanmış, önemini yitirmiştir. Kokunun, alışılagelmiş olumsuz temsili, sapmaca kullanılarak tersine döndürülür, koku artık özgürlüğün temsili olarak olumlu bir şekilde anlamlandırılmaktadır.
Selim, Cihan sayesinde tanıştığı komün yaşamda dönüşümünü tamamlamaktadır. Selim’in komünde karşılaştığı Bora adlı çocuk karakterle sohbet etmesi, onun bilekliğini bağlaması, ayağını yalayan köpeğe gülümsemesi gibi unsurlarla daha mutlu bir hale büründüğü yansıtılır. Cihan’ın “iyisin, bayılmak yaramış sana” cümlesi ise bu durumun söze dökülmüş halidir. Bora karakterinin canı kime isterse ona baba demesi, komün hayatta yaşayanların rollerinin eşit olduğunun göstergesidir. Selim’in polis şiddetine maruz kalmasının ardından, Selim’in ailesinin evinde oluşturulan komündeki kereste işçileri Selim’e pansuman yapar. Bu durumla, komün hayatta olan yardımlaşmaya dikkat çekilmektedir. Selim’in duş alması, yaşadığı dönüşüm neticesinde eski yaşamından arınmasını vurgular. Duş aldığı esnada gülmesi ise bu dönüşümden yaşadığı mutluluğu göstermektedir.
Selim’in, şehri arabayla dolaşması esnasında şehrin boşalmış, insan kalabalığından arınmış hali, düzdeğişmece yöntemi kullanılarak verilir. Selim, araba parçalayan çocukları görür. Mülkiyetin önemini yitirdiği, bu göstergeyle anlatılmaktadır. Selim arabasını bırakır, kalabalık bir insan topluluğuyla yokuşu çıkmaya başlar. Bu yokuş, mülkiyetinden arınmış, sınıfsız bir toplumun komüne ulaşacağı yoldur. Selim’in sandık taşımaya yardım etmesi ise bu komünde birlikte hareket etmenin, yardımlaşmanın olacağına işarettir. Filmin açılışında yer alan yaşlı kadın, Suriyeli çocuk, Cihan ve kereste işçileri de bu topluluğun içindedir. Doğa ile iç içe, ağaçlık bir alanda bir araya gelinir. Doğa-insan bütünlüğü sağlanmıştır. Sohbet edip gülen topluluğun neşeli olduğu görülür. Mutlu bir komünün kurulduğu anlamlandırılır. Bir çocuk elleri ceplerinde bir şekilde uzaklara bakar. Baktığı nokta kokudan önceki hayattır. Koku, işçi sınıfının distopik yaşamını, sınıfsız bir ütopyaya dönüştüren metafor olmuştur.
Yorumlar