L’avenir: İçsel Yolculuğun Anahtarı
İnsanın kendi içsel yolculuğunu başlatması için ne icap eder? Hayatta bir yıkıma sebebiyet veren travmalar yahut kazanılmış önemli başarılar mı lazım gelir? Bunun için illa bir netice mi olması gerekir? Kazanmayı ya da kaybetmeyi düşünelim. İnsan hayatta kazanarak ya da kaybederek mi var olur? İnsanı "insan" yapan şey illa sonuçlar mıdır? Bu arka arkaya gelen sorulardan sonra, bu sorular üzerine düşünmemizi sağlayacak olan L'avenir filmine bir göz atmakta fayda var.
L’avenir filminin başkarakteri Nathalie (Isabelle Huppert), kocasının onu aldattığını öğrenmesinden sonra sarsılan bir felsefe öğretmenidir. Çıkardığı kitabın yeni baskısıyla ilgili de sorun yaşamaya başlamışken; bundan sonra hayatına nasıl devam edeceğini bilemeyen, haliyle bir nevi boşluğa düşen Nathalie’ye öğrencisi Fabien’in eşlik ettiğini görürüz. Onun Fabien’le beraber dağ evine yaptığı yolculuğu aynı zamanda kendi içsel yolculuğunu başlatmasıyla da paralel düşünebiliriz. İnsanın içsel yolculuğunu başlatması için önce istemesi gerekir. Kimi zaman sadece istemek de yetmez, buna hazır olmak da gerekir. Nathalie için işi ve eşi başta olmak üzere bir şeylerin ters gittiği bu yaşamda o artık buna hazırdır.
Film yeniye ve yeniliğe hep açık kapı bırakır. Hayatta yeniden “yeni” bir yer bulmanın altını çizerken bunu izleyiciye de duru bir yolla sunar. Zamanın birçok şeyi değiştirme gücü olduğunu göz ardı etmemek gerektiğini hisseden Nathalie, bu yolculukta kendi iç sesini dinlemesi gerektiğini fark edip kendisine zaman ve hareket alanı tanır. Nathalie bu şekilde kendisine biçilen rollerden de sıyrılır. Eş, anne, çocuk ve öğretmen rollerinin hepsini ardında bırakıp kendi içsel yolculuğunu başlatırken; bu yolculukta özgürlüğün o eşsiz tadının farkına varır. İnsanın aslında kendine ne kadar özgürce bir yaşam alanı tanıyabileceğini fark eder. İnsan bu tanımayı da, bunu engelleyen prangaları düşünerek yapar. Tüm bunları; annesiyle olan ilişkisine bir es vermenin yanında, kocasıyla sona erecek olan ilişkisini de bertaraf ederek gerçekleştirir.
Filmin içinde öğrencilerle yapılan derslerden kısa kısa kesitler izleriz. Bunlardan birisinde yapılan “Gerçek tartışılabilir mi?” sorusu bir anda bir zihin jimnastiğine evrilir. Nathalie’nin cevabına göre gerçeği tartışmak başka gerçeğe itiraz etmek başka bir şeydir. Gerçek ile inanç ve kanı arasındaki çizgiye dikkat çekmek lazım. Bunlar arasında ayrım yapamazsak gerçeği kaybederiz. Gerçeğin resmi bir hale bürünmesi demek ona itiraz etmenin artık bir anlam ifade etmeyeceği anlamına gelir. Nathalie’nin kendi gerçeğine itiraz etmesi onun içsel yolculuğunun anahtarı değil midir? Genel gerçeklere itiraz edemeyiz belki ama insan kendi gerçekliğine itirazda bulunabilir. Bazı çıkmazlardan ancak bu şekilde çıkabiliriz.
İçsel yolculuk için ise illa bir netice aramamak gerekir. Bir sonucun buna sebep olması her zaman bu şekilde yolculuğun başladığı anlamına gelmez. İnsan bir şey kazanmadan yahut kaybetmeden de bu yolculuğa çıkabilir. En nihayetinde insanı “insan” yapan şey neticeler değildir. Evet neticeler insanın hayatında önemli yer tutar ancak hayatın ilerleyen akışında bunların nasıl gerçekleştiğine de bakmak icap eder. Filmde gördüğümüz şey ise bu yolculuğa bir neticenin sebep olmasıdır. Nathalie kötü giden bazı şeyler sonucunda bu yolculuğa çıkar. Yolculuğa önce kendi içinde tek başına başlar. Olması gereken de budur. Ardından bu yolculukta ona eşlik edenler olabilir. İnsanın kendi içine nihayetinde en derinine ulaşması onun bütün sorunlarla yüzleşmesi anlamına gelir. Haliyle insan bu sorunlara çözümler de geliştirebilir. İnsan bu şekilde hayatını tekrar rayına oturtmak için elinden geleni yapar. Filmde de tam olarak bunu görürüz. Filmin sonu da işlerin rayında olduğu bir akşam yemeği organizasyonuyla biter.
Mia Hansen Love’un yönettiği L’avenir belki alelâde bir yol filmi değil ancak içsel yolculuğu derinden hissettiren filmlerden bir tanesidir. Nathalie’nin bu yolculuğu da kendi içine yolculuk etmek isteyenler için iyi bir örnek teşkil eder. İlla bir kalk borusuna ihtiyaç duymadan da bunu başlatabiliriz. Sorunlarımızın üstesinden gelmek için en azından bunu kendimize borçluyuz.
ANIL YAĞCI
Yorumlar