Kesilmiş Bir Ağaç Gibi: Neyin Kefareti?
99. Akademi Ödülleri'nde En İyi Uluslararası Film dalında Türkiye'nin resmi adayı olarak seçilmiş, Tunç Davut’un ikinci uzun metrajı olan “Kesilmiş Bir Ağaç Gibi”; eğitimli bir baba olan Refik’in yeni iflas etmiş, iş kurmaya çalışan oğlu ve bayram vesilesiyle yanına gelen kızı etrafında geçen hayatlarından bir kesiti yansıtır. Filmin başrollerinde Ali İpin, Feyyaz Duman ve Selen Kurtaran yer almaktadır.

Filmin oldukça durağan bir akışı olduğunu söylemek mümkün. Masa başında yapılan önemsiz sohbetlerin filme bir artısının olmadığı, filmin izleğinin Suriyeli aile etrafında şekillendiğini söyleyebiliriz. Filme adını veren “kesilmiş bir ağaç” imgesi ile koyunun Refik ile Suriyeli aile arasında bir bağlayıcılığı vardır. Refik, Suriyeli kadına yardım eder ancak bunu yapmasının temel nedeni sadece iyilik yapmak mı yoksa kendi vicdanını rahatlatmak mı olduğu konusunda bir düşünmemiz gerekir. Burada filmdeki en temel kavramın “kefaret” olduğunu söyleyebiliriz.
“Kefaret” meselesini; bir insanın başka bir insanı kendi vicdanının nesnesi haline getirmesi olarak okumak pek tabii mümkünken, filmin asıl amacının bunu eleştirmek mi yoksa “kefaret” eylemini olduğu gibi yansıtmak mı olduğu akla gelebilir. Refik’in yardımı neticesinde Suriyeli kadın hiçbir şekilde dramatik varlık kazanmaz. Bu açıdan film eleştiriyi yapmak yerine, direkt yansıtma noktasında tercihini yapar. Refik’in içinde bulunduğu gelgitli ruh hali bu tercihi pekiştiren bir done olarak bize verilir.
Filmin temel noksanlığı da burada başlar, Refik’in neyin kefaretini vermeye çalıştığını bilmeyiz. Bunun yönetmence yapılan bilinçli bir tercih olması, filmin kefaret anlayışını eleştirdiği takdirde önem kazanır. Aksi durumda bir “vicdan nesnesi” olan Suriyeli kadının varlığının bir anlamı olmaz ve Refik’in vicdan muhasebesinin detaylarını bilmek isteriz.
Refik’in suçunun belirsizliği bilinçli ise film bunu dramatik araçlarla beslemeli ki seyircideki yansıması derinleşsin. Ancak seyirci bir süre sonra "Refik neden bu kadar yardım etmekte ısrarcı?" sorusunu değil, "Ben bu karakter hakkında yeterince bilgi sahibi miyim?" sorusunu sormaya başlar. Filmin anlatısının zayıf olduğu temel nokta burasıdır.
Filmin bir şey anlatmadığını düşünmüyorum ama anlatısını güçlü ve ilgiyi diri tutacak bir sinema diliyle veremediği kanaatindeyim. Yönetmenin seçtiği koyun ve ağaç gibi sembollerin de gayet anlaşılır anlamlarının olması bu açıdan bir gizem oluşturmaz. Refik’in aynı ahlaki düzlemde tur atması ise kendi içinde verdiği içsel çatışmanın içerisinde kalmasıyla sonuçlanır ve bu noktada seyirciye de hiçbir şey geçmez.
Filmdeki koyun imgesi ahlaki anlam taşır. Masumiyeti ve kurbanı simgelemesi açısından Refik için kurban anlamı daha baskındır. Koyunun kaybolması ise kefaret arayışını devam ettirir. Bir yandan da Suriyeli aileye yardım ilişkisi devam eder. Filmde anlatılan oğlunun yeni iş kurma girişimleri ile kızının yurt dışına çıkma planları filmin ana çeperinde kaybolup gider. Bu açıdan film yan izleklerin de derinliğini aktaramaz.

Filmin sonunda Refik’in Suriyeli kadının çocuklarının yanına gitmesi ile koyunun bulunmasını görürüz. Düz bir çıkarımla baktığımızda bu durum kefaretini ödeyen bir adamın ödüllendirilmesidir. Ancak filmin böyle bir çıkarımı planlamadığını düşünüyorum. Koyunun masumiyeti sembolize ettiğini varsayalım, Refik filmin sonunda kefaretini ödeyip günahlarından arınmaz artık durumu tamamen kabullenmiş ve yeni bir sayfa açmaya hazır olduğunu fark etmiş olur. Ancak film bunu ne dramatik olarak hissettirebilmekte ne de sinematografik olarak uygun çerçeveleri çizmektedir. Filmin en büyük sorunu da fikrin zayıf olmasından ziyade fikrin işleniş kısmındaki temel aksaklıklardır. Film bu fikri taşıyacak ritimden yoksundur.
En nihayetinde eş zamanlı gelişen iki eylem neticesinde Euthyphron ikileminden esinlenerek şu soruyu sorabiliriz: Refik koyunu bulduğu için mi çocuklara parayı verir, yoksa çocuklara parayı verdiği için mi koyunu bulur?




Yorumlar